UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Onat Kutlar - Kediler

18 Şub 2010
Barış Acar

Onat Kutlar,
İshak,
Yapı Kredi Yayınları,
1999: 36-45.

Öykü forumdan kaldırılmıştır. Bkz.: Forum İşleyişi

Kategori:

Re: Kediler

Yeni öykü...


Re: Kediler

Öyküyü defalarca okumama rağmen kapılarını aralayamadım. Yardım edin.


Re: Kediler

Öyküyü okurken bazı notlar aldım. Önce o notları aktarmak istiyorum. Sonra belki başka türlü bir tartışmaya da başlayabiliriz...

""
Yatağın içinde düşünüp dururken, uyuşuk bir kaplumbağanın, o ne yapacağını bilmez, bilinçsiz atılışı ile birden kalktım, giyindim ve sokağa fırladım.

Buradaki uyuşuk kaplumbağa ile "İshak"taki tahtakuruları arasında bir akrabalık yok mu sizce de?
""
Tahtakuruları gibi alışkanlıklarının alçak duvarları arasında yaşamayı seven bir yığın insanın çekip iyimser bir çamura batırdığı teraziyi dengede tutmaya çalışıyor.

""
Pembe boyalı ilkokulun bitişiğindeki küçük yapıya düzayak açılan kapının önünde durdum. Sımsıkı kapalıydı. Yıllardan beri kimse açmamış gibi kapalıydı.

Bu kapı zamanın kapısı gibi sanki. Anlatıcı o kapıdan girince "bugünkü" sorumluluklarından kurtulduğu gibi "yıllardır açılmamış" bu kapının ardından bulvarın gürültüsünü duyabildiğine (daha doğrusu öyle gürültülü bir bulvarın dibinde böyle bir bahçenin kalabilmiş olmasına) şaşırıyor. Bu bahçenin içinde öldürdüğü eski dost var.

""
Avlu eskisi gibiydi. Zengin limonluklarda hiçbir yeri olmayan, çoğu kimselerce çiçekten bile sayılmayan, alçakgönüllü bitkiler doldurmuştu bahçeyi. Melez, soysuzlaşmış dikenli güller, sarısabırlar, hatmiler, tek katlı cılız kasımpatları. Çoğunun yaprakları dökülmüş, tomurcukları kurumuştu. Ama dostum onların diplerini büyük bir dikkatle karıştırıyordu. Sakalı gülün yapraklarına dolaşıyordu.

""
Konuşması tutuk, belki biraz da kekemeydi. İçeriye yürüdüm. Oda kapısı aralıktı. İttim. Girdim.

Bu cümlelerde şiddetin izini sürmek mümkünmüş gibi geliyor bana. Eski bir dostun evindeki rahatlıktansa o dostu kaygılandıran, o dosta korku salan bir potansiyel
şiddetin rahatlığı sanki aralık kapıyı itip içeri giren.

"Eski dost" dediği kişilyel önce senli benli olması daha sonra (kedilerinin güzelliğini överken) "siz" demesi ilginç değil mi?

""
Gözlerimi dostumdan ayırmadan havaya baktım. Kedilerden biri, bir yarım çember çizerek gözlerimle ampülün arasından hızla geçiyordu. Baktığımı görünce birden durdu. Havada, donmuş bir taş gibi durdu. Kuyruğunu kıvırıp bana baktı. Gözbebekleri üst üste kapanmış bir parantez gibiydi. Ona dikkatle baktım. Gözleri gözlerime bakıyordu. Yabansı, soluk, anlaşılmaz. Bu öylesine bir kumardı ki şansımı denemeyi sonraya bırakmak zorunda kaldım. Kedi kaydı. Çemberini tamamlayıp hasrın kıvrımlarında kayboldu.

Bu sahne ister istemez "Hadi"yi hatırlatıyor. Bu paragrafta özellikle dikkat çekici olan anlatıcının gözlerini dostundan ayırmadan kediye bakabilmesi. Fiziksel olarak pek mümkün görünmüyor bu. Sonra bir de kedinin gözlerinin anlatıcının gözlerine bakması var; sanki gözlerle benlik birbirinden ayrılıyor gibi. "Kedi bana bakıyordu" demiyor da "gözleri gözlerime bakıyordu" diyor anlatıcı.

""
Kaç gün bilmiyorum; onunla birlikte kaldım. İlk günler belirli bir huzuru sürdürmenin sevinci içindeydim. Sonra bu sevinç zayıflayıp kaybolunca kendimi eski bir odada, acayip bir adam ve bir yığın bencil kediyle bir arada buldum. O zaman aramızdaki o şaşmaz ve anlaşılmaz ilgi kuruldu: Düşmanlık.

""
Ama kapının ardındaki cadde, gürültü, kalabalık, bizimkiler ve bütün ötekiler bana çok uzaklarda kalmış bir geçmişin artık düşünülmesi bile hayalden başka bir şey olmayan ayrıntıları gibi geliyordu.

""
Bütün bu yaşadıkların, bir ara zamanın gerçek olmayan görüntüleridir.

Üçüncü gün eski dostla tartışırlarken "Şu kedilerinize bir çekidüzen verin." uyarısına karşılık eski dost "Asıl siz kendinize bir çekidüzen verin." diyor.

"Kedi" ile "kendi" arasındaki ses benzerliğinin ötesinde kedilerin davranışının eski dostun tepkilerini yansıtır gibi olmasından kedilerin aslında eski dostun tavırları, anlatıcıda bıraktığı izlenim olduğu sonucunu çıkaramaz mıyız?

""
Şu kedileri bir ortadan kaldırabilsem diye düşündüm. Çok güçtü. Dokununca dağılıyor, sonra yeniden eski biçimlerini buluyorlardı.

Buradaki kedi betimlemesi Alice Harikalar Diyarında'ki kediye (Cheshire Cat) benziyor sanki. O da istediği zaman kaybolup istediği zaman grünmüyor muydu?

""
Cadde bütün gürültüsüyle doldu içeriye.

"Hadi"de ormanın bir anda evin içine dolması gibi doluyor cadde içeriye.


Re: Kediler

Bu öyküde, Kutlar'ın diğer öykülerinde karşımıza çıkan benzetmeler, imgelerle tekrar ve yoğun biçimde karşılaşıyoruz. Bir adamın istasyonun kenarındaki bir kahvede ölümü bekleyişini (belki de ölmüş bir adamın musalla da yıkanmayı bekleyişini) onun gözünden görüyoruz sanki. Udlar, kediler, tarihten çıkagelmiş tuhaf adamlar, vs. Öykünün son paragrafını öykünün özeti gibi okudum.

""
İşte rüzgâr tentemin son parçasını da aldı, götürdü. Neredeyse sabah olacak. Dört kırk treni dağın ardında. Başım dönüyor. Midem kazınıyor. Kahveci üç gündür yanıma uğramadı. Artık zararsız bir süprüntü gibi bakıyor bana. İçeride esrar çekiyorlar. O daracık, kasvetli barakada. Dün biri ölmüş olmalı. Musalla taşını yıkayıp temizliyorlar. Temizleyicilerden biri poturlu. Başında da fötr şapkası var. Belki de odur. Bana baktı bir an. Zaferi o kazanıyor. Kalkıp gitsem yanına. Nerdee. Gözlerim bile görmüyor artık. Yalnız rüzgârı görüyorum. İkinci bir tenteye başladı. Parça parça götürüyor.

'93 harbinden kalma adamla ilgili ayrıntı, sonra tentelerin kırmızı beyaz olması... Artık her baktığım yerde politik göndermeler mi görür oldum? Bana bir haller oluyor. '93 harbi Osmanlı için çöküşün başlangıcı olarak görülebilir. O büyük yıkımdan sonra devlet bir türlü toparlanamaz ve çözülme başlar. Osmanlı'nın parça parça çözülüşüyle kedilerin birer birer ölüşü, tentelerin birer birer rüzgâr tarafından parçalanışı arasında kurulacak bir bağlantı çok mu zorlama olur acaba? Hem işin içinde ud da var...


Re: Kediler

Ben Kediler'i unutmuşum, şimdi, Eren yazınca fark ettim. Utangaç


Re: Kediler

Öyküde anlatılanları; kedilerin, evin, evsahibinin, 93 harbinden kalma adamın, hatta anlatıcının neyi simgelediğini anlamadım ama şu cümleler sadece bir şeyler sezinlememe yardımcı oldu.

""
Ne bir adım önce, ne bir adım sonra. Bu yüzden, yeryüzünün düzen duygusuyla ün salmış bir yığın büyük adamıyla aramda bağlar tasarlamış, hatta gülünç hayaller kurmuştum.

""
Neyse, dikkat edin. İkisini de aynı derecede besleyin. Birini çok beslerseniz kuvvetlenir ve öldürür öbürünü.

""
İşe iyilerden başladım. İyi kedilerden. Önce onları besledim… Artık öbürlerinin yiyeceklerini kapıyorlar, yerlerine gidip oturuyorlardı. Bu durum sonucu göstermekte gecikmedi.

Bu cümlelerden sezinlediklerimi toparlayabilir, ifade etmeyi becerebilirsem yazacağım.


Re: Kediler

Buraya not almalı:

"Onat Kutlar'ın 'Kediler' Ormanında Baltayla Yol Almak" - yazılacak!


Onat Kutlar'ın 'Kediler' Ormanında Baltayla Yol Almak

Onat Kutlar'ın öykülerinin tamamını okuyan birinin ilk dikkat edeceği, hayvanlara ayrılan geniş alandır. Her öyküde mutlaka hayvanlara yer verilir. Hayvanlar öykünün akışında müdahil olurlar ya da görünüp çıkarlar sahneden. Bununla birlikte onlarda bire bir eşleştirebileceğimiz sembolizmler aramak boşuna bir uğraşıymış gibi geliyor bana. Kutlar öykülerinde hayvanların kullanımı birleşik bir karakter taşıyor. Hayvan oluşlarıyla bu varlıklar insani bir varoluşun tümleyenleri olarak sürekli başka başka imgelerin taşıyıcısı, çoğu zamanda atmosferin kurucu öğesidirler. Şunu demek istiyorum: Okuyucuda bir simge oluşturmaktan çok, bir imge gibi ele avuca sığmaz bir kavramsız varoluş taşır Onat Kutlar öykülerinde hayvanlar. Bizi bir durumun içine sokma oyununun parçası olarak kullanır hayvanları Kutlar. Sundurmadan geçen kedi, ağaca tünemiş kargalar, balkondan vurulan kırlangıçlar, ishak kuşları, horozlar... Bununla birlikte sanki belirli hayvanlar belirli duygu durumlarına yol açar yazarda. Kediler genellikle benzer betimlemelerle yer alırlar farklı öykülerde. Karganın tanımlanışı, kuşların havada çizdiği şekiller...

Kediler öyküsüne geldiğimizde de bunun farklı bir şekilde işlemediğine tanık oluruz. Bu öyküde kediler tek bir simgeye karşılık gelmezler. Öykünün atmosferinde kediler bir arkaplan resmi gibidir. Sürekli orada olan varlıklarını hissetirirler; ama öykü onlarla ilgili değildir.

Şimdi destursuz elime alayım bir balta ve dalayım kedi ormanına, habbeza!

Öykü döngüsel bir kurguyu taşıyacağını belli ederek başlıyor daha ilk başta. Eski bir dostun ölümü ima ederek; "artık onun saçları uzamıyor" diyor anlatıcı. Daha sonra epey kıla tüye bulanacak bu öyküde yazarın, ölümü saçların uzamamasıyla özdeşleştirmesini manidar buluyorum. Bizi gizemli olduğu kadar karmaşık bir öykünün içine çektiğini hissettirdikten sonra anlatıcı, işten bir hafta önce atıldığını ve bu arada başına gelen bir takım olaylar yüzünden kaçarak bu kente (daha sonra G. kenti diyor buna - Gaziantep olabilir mi diye düşünüyoruz, diğer öykülerinden yola çıkarak) söylüyor bize. Burada S. isimli bir dostundan aldığı mektupla 93 Harbi'nden kalma bir silahla bir adamın peşine düştüğünü öğreniyor. Öykünün gerçekten kafa karıştırıcı olan bölümleri buralar. Arka arkaya sormamıza sebep olduğu soruların pek çoğu için bir cevap vermeyecek çünkü yazar.

Onat Kutlar öykülerinde çok karşılaştığımız olgulardan biri de sayılar. Her şeyi sayarak planlıyor sanki yazar. 6 gün önce işe gitmemesi, tam olarak 22 Ekim olarak belirtilmiş, 9 yıllık memur oluşu, 8.30'da Vali Konağı'nın önünden geçişi vb. (Bu son vurguda Kant'a göz kırpan bir atıf da var.) Sayılara dair bu gizemlilik de sonuçta bir yere bağlanmayacak; ama şiddetle paranoyak bir atmosferin yaratılmasına ön ayak oluyor.

Öyküde kimi belirlemeleri çok eli açık kullanılmış buluyorum. Adeta cümle başına bir imge düşüyor. Kaplumbağa benzetmesi, Ermeni evi vurgusu, küflenmiş limon tanımı vb.

Öyküde asıl çarpıcı olan bölümler bu vurguların arasında ansızın karşımıza çıkıyor. Arkadaşının evine girdiğinde;

""
Bir an garipsediğim, sonra bütün ayrıntılarıyla hatırladığım, sonra da alıştığım bir koku içimi dolduruverdi.

diyor anlatıcı. Kedileri kediye benzemeyen bu evde, sokağa adımını atmayan arkadaşının yanında memuriyet hayatından kurtulma denemesi yapacağını anlıyoruz bununla.

Kedileri ise şöyle tanımlıyor:

""
Dokununca dağılan, uçan, kaybolan şeylerdi.

Mahzen gibi bir evde "soluk, kişiliksiz ve bencil" yetişmiş olan kırçıl kediler, zaman zaman terk edilmiş gençliğin tabularla çevrili arkabahçesi gibi geldi bana. Ama öykünün içinde baltamla rahatça ilerleyebilmek için kovdum hemen bu düşünceyi zihnimden.

Burada kalmaya karar verişini şöyle dile getiriyor:

""
Bu karanlık odada birkaç gün, belki daha uzun süre kalmayı istedim. Gerçi pek sıkı fıkı değildik. Ama olsun, ne çıkar. Kedileriyle ilgilenirdim. O da bundan korkunç bir zevk duyardı.

"Korkunç bir zevk duymak" tanımı epey ürküttü beni burada. Evden dışarı çıkmayan, ut çalan ve kedileriyle ilgilenilmesinden korkunç zevk duyacak bir adam. Edgar Allen Poe karakteri gibi bir şey canlanıyor insanın gözünde.

Bütün bunlardan sonra anlatıcı eve yerleşir yerleşmez, sizli bizli konuşmaya başlıyor evin içinde. Bunun bir yabancılılık belirtisi olduğunu düşündüm. Tam bu noktada kedilerle ilgili sıkıntılar baş göstermeye başlıyor.

""
Kedilerini önceden kimselere göstermezdim. Bakışlardan dağılıyorlardı. Ölenleri bu udlara gömdüm.

""
Bir sevgiye konu olacak yaratıklar değildi bunlar.

""
Kedilerden biri, bir yarım çember çizerek gözlerimle ampulün arasından hızla geçiyordu. Baktığımı görünce birden durdu. Havada, donmuş bir taş gibi durdu. Kuyruğunu kıvırıp bana baktı. Gözbebekleri üst üste kapanmış bir parantez gibiydi. Ona dikkatle baktım. Gözleri gözlerime bakıyordu. Yabansı, soluk, anlaşılmaz. Bu öylesine bir kumardı ki şansımı denemeyi sonraya bırakmak zorunda kaldım. Kedi kaydı. Çemberini tamamlayıp hasırın kıvrımlarında kayboldu.

Anlatıcının ev yaşantısı içinde bir şeyleri değiştirmeye çalışması ise kediler tarafından düşmanca bir tutum olarak mimleniyor ve bu arkadaşıyla arasındaki düşmanlığı da besliyor.

""
O zaman aramızdaki o şaşmaz ve anlaşılmaz ilgi kuruldu: Düşmanlık. Bu nasıl oldu bilmiyorum. Ama galiba camın öbür yanına geçmek isteyen bir sineğin aslında camın öbür yanında olduğunu bilmemesi gibi bir şey.

Bununla birlikte evden ayrılmayı da aklından geçiremiyor anlatıcı.

""
Kaçıp kurtulmayı düşünmedim değil. Ama kapının ardındaki cadde, gürültü, kalabalık, bizimkiler ve bütün ötekiler bana çok uzaklarda kalmış bir geçmişin artık düşünülmesi bile hayalden başka bir şey olmayan ayrıntıları gibi geliyordu.

Öykünün sonuna doğru arkadaşın "sakallı" olarak anılmaya başlaması ise herhalde kedileşmesiyle aynı anlama geliyor diye düşünmeye başladım. Farklı beslendikleri için birbirini öldürmeye başlayan kedilerden biri olacak arkadaşı da sonunda ve, belki de, kendisi de bir kedi olan anlatıcı tarafından ortadan kaldırılacak.

Öldükleri halde evin ortasına yığılan ve bir türlü yok olmayan kediler öykünün sonunu da müjdeliyorlar. Sonunda G.'de bir kır kahvesinde kendisini öldürmesi için olayın tanığı olarak nitelediği (aslında "tek tanık benim" de dediği, dolayısıyla kendi kendinin peşine düştüğünü ima ettiği) kişiyi beklerken, günlerce aç susuz oturduğu yerde rüzgârın yırttığı tenteleri izlerken buluyoruz kahramanımızı. Burada anlatıcının rüzgârı gördüğünü özellikle belirtmesi havada uçan kedilerle çok güzel örtüştü kafamda; ama, ne yazık ki, bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.

Sonunda kediler ormanıyla ilgili notlarımı nihayet foruma aktarabildiğimde elimde kör bir balta, çalışma odamın ortasında, yerde kırçıl kedi cesetleriyle öylece kalakaldığımı hissettim ve kediler yeniden birleşmemek üzere son kez dağıldılar.


Re: Kediler

Barış'a foruma aktardığı notları için teşekkür etmek istiyorum. "Kediler" benim için de, bir çocuğun sayıları bir kenara yığması gibi, soru işaretlerini bir kenara yığdığım bir öykü olmuştu. Kedilerin belirli bir şeyi sembolize etmedikleri konusunda Barış'la hemfikirim. Daha doğrusu, Heisenberg'in belirsizlik ilkesinde olduğu gibi, bir şey ifade eder gibi oluyorlar, ama tam yakalayacağınız sırada dağılıyorlar (doğal olarak akabinde de okurun kafasında bir soru işaretine dönüşüyorlar). Bir kedinin ne ifade ettiğini kestirebilmek, bu belirsizlik yüzünden mümkün değilmiş gibi geliyor bana da...


Re: Kediler

Yorumlar harika. Memduh Şevket Esendal'ınkinden farklı olarak (Soysuz Kedi) çözülemeyen, anlaşılmayan ve belli belirsiz kedilerle karşı karşıyayız. Bir okuyucu olarak, bu öyküyü her okuduğumda çıkarım yapamadan; kendime mi Onat Kutlar'a mı kızacağımı bilemeden, neden diye dövünüp duruyorum. :?:


Re: Kediler

Aslında bu öyküleri yalnızca klasik anlamdaki öykü türünün sınırlılıkları içinde değil de, 60'lı yılların ruh halinin getirdiği, farklı türlerin iç içe geçtiği (dolayısıyla dönemin sinema dilinden fena halde etkilenmiş) yapıtlar olarak düşünürsek daha rahat edeceğimiz kanısındayım.

Örneğin bu öyküyü, sinema diline dönüştürüp sekans sekans gözümüzde canlandırırsak karşımıza çok güzel bir "kara film" örneği çıkar. Bir anti-kahraman etrafında gelişen ve sıradan yaşantının mistik ve anlaşılmaz görünen, varoluşçu, kasvet dolu hikâyesidir öyküye konu olan.