UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

07 Kas 2009

"Hişt, Hişt!"
Sait Faik Abasıyanık

Kategori:

Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Bu öyküyle ilgili, yanlış anımsamıyorsam, Ahmet Oktay'ın bir yorumunu okumuştum. O yıllarda bunun gerçeküstücülük olduğunu düşünüyorduk diyordu. Oysa Sait Faik'in kullandığı sembolizmin gerçeküstücülükle ilgisi yoktu. Bilinçdışıyla, irrasyoneliteyle, düşle ilgisi olan bir öykü değildi Faik'in yazdığı; farklı bir tür gerçekçilik denebilirdi.

Belki kaynağı bulursam yukarıdaki mealden daha iyi olabilir. Smile


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Beni son günlerde en çok heyecanlandıran, üzerine durup durup düşündüğüm öykülerden biri "Hişt Hişt". Öykünün ilginç bir etkileme gücünün olmasının yanında, edebiyatın okuyucuyu içine çektiği dünyaya çabucak davet edebiliyor.

Öykü, günlük bir meselenin öykü kişisinin kafasını bozmasıyla açılıyor:

""
Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum. Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur! Mutlak tıraş bıçağına sinirlenmiş olacağım.

Bu meseleyle okuyucuyu doğrudan öykünün içine çekiliveriyor ve öyküyle doğrudan bir temas kurabiliyor.

""
Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekâlâ bir meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye? Budalalık! Ya yağmur yağsaydı... Ya otların yeşili mor, ya da denizin mavisi kırmızı olsaydı... Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte.

Bu tümcelerle yazar, gerçeğin sınırlarının zorlanmasıyla gündelik algılarımızın nasıl da altüst olacağını söylüyor. Böylece az sonra kuracağı dünyanın ilk sinyallerini göndermeye başlıyor.

""
Çikolata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm. Birisi arkamdan:

-Hişt! dedi.

Bu sözlerle gündelik gerçekliğimizin dışına çıkıveriyor. "Çikolata renkli bir yaprak, çağla bademi rengindeki keçi" hiç de evden tıraş bıçağına kızarak çıkan birinin karşılaşabileceği bir durum değil. Her şey olağan biçimde başlıyor; ancak bir anda gerçeklik sınırlarını aşmaya başlıyor. Yalnız bu geçişin bu denli rahat yapılabilmesi usta bir yazara has sanırım. Yazar, öyle bir anlatıvermiş ki her an herkesin karşılaşabileceği bir durum gibi.

Öykü kişisinin o sesleri duyması gündelik algılarını aşmasıyla ortaya çıkıyor. Bu da yaşama başka bir gözle bakmayı, yaşamı farklı algılamalarla görmeyi gerektiriyor.

""
Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze devedikenleriyle karabaşlar erik lezzetinde bana baktılar. Dişlerim kamaştı.

"Erik lezzetinde bakmak" enfes bir ifade. Adeta duyuları birbiriyle harmanlıyor, böylece tek bir duyunun kıskacında kalmaksızın hareket ediyor öyküdeki kişi. Bu da yaşamsal zenginliğin bir başka yönü.

""
Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.

Yazar, doğayı ne kadar güzel resmediyor. Hiçbir şekilde bir algı bozukluğuna, psikolojik bir rahatsızlığa yormadan doğayla iç içeliğinde görüyor duyduğu bu seslerin nedenini.

""
Bir kirli el, çağla bademi eşeğin sırtından bir kumaş çekip aldı.

Güneşin kararmasıyla eşeğin renginin değişimi enfes anlatılmış.

""
Birdenbire, önümde bir adamla bir kadın gördüm. Kalpazankaya yolunu sordular. Üstündesiniz, dedim. Sanki yol hareket etti. Yürümediler...

Koyunların arasına yüzükoyun uzanmış papazın oğlunu gördüm. Yüzünden aptal, çilli horoza benzer bir mahluk kalktı. Ağzının salyasını sildi. Kuzuyu bacaklarından tuttu. Kuzu ile yere yıkıldı. Kuzuyu burnundan öptü.

Bu tümcelerle öyküdeki iki dünyanın farklılığı iyice ortaya çıkıyor. Öyküdeki kişinin iki farklı algılama biçimi yer değiştiriyor. "Otun, böceğin, eşeğin, papazın oğlunun" bir sıradan tarafı var; bir de yaşama çağıran, hişt hişt diye seslenen, coşkulu yüzü var.

Edebiyat başta olmak üzere tüm sanat dalları yaşamı gündelik bakışın dışında bir yaklaşımla görmezler mi? Yaşama dümdüz değil de tabir-i caizse amuda kalkıp bakmak değil midir? Öyküdeki kişinin dediği gibi "Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!... Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları." bu sesleri gelmedi mi insanoğlu yaşayan ölüye dönüşmez mi?


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Öyküyü her okuyuşumda Burgaz Ada'da yeniden dolaşır gibi hissediyorum kendimi.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Abdullah öyküyü ayrıntılarıyla çözümlemiş, ellerine sağlık. Öyküdeki sıcaklığı, Sait Faik tavrını tatmak keyif verdi. Bense öyküdeki, "insanın yalnızlık duygusu"nu çok iyi hissettim. O saçma sapan sesin, nereden ve kimden geldiği önemli değil; yeter ki, o ses hep işitilsin. Yalnızlığı ne kadar sindirmiş, ondan nefret eden bir anlatım bu değil mi? Sait Faik yaşamından tanıdığımız gibi, Ada'yı salt mekan olarak değil, insanlarıyla seviyor. Dışadönük bir yazar yani. Bu öykü de sanırım onun bu yönü için iyi bir örnek.
Gezdiği yerlerde soru sorduğu balıkçı, bahçeci, onun çocuğu vb o kadar çok ilgilendiriyor ki onu. İnsanları hep seviyor. Onun kadar insanları seven başka bir öykücü tanımadım.

Hangisi olduğunu anımsayamadığım bir öyküsünden:

""
Anladım ki ben bayrakları değil insanları seviyorum.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Ne iyi etmiş de yüklemişsin foruma. Sağol Abdullah.
Benim en favori Sait Faik öykümdür "hişt hişt ". Uzun yıllar önce bir aydın ve yazar olarak toplumsal sorunlara karşı tutumunu yeren bir yazı okumuştum. Yazının büyük bir çoğunluğuna hak vermiş olsamda sırf bu öykü yüzünden gönlümden atamam Sait Faik'i. Yıllar öncesinden kalan kadim bir dost gibidir bu öykü.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

""
Ne iyi etmiş de yüklemişsin foruma. Sağol Abdullah.

Güzel denk gelmiş, sevindim buna.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

""
Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.

Satırları bana şairin[*];

""
Başımıza gelen bütün bu şeyler dünyada olmamaktan daha iyi
sözlerini anımsatır.

[*] A. KADİR


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Emin Özdemir, bu öyküyü kimi yönlerden daha önce üzerine konuştuğumuz F. Edgü'nün Çığlık öyküsüne benzetiyor. Tabii kimi karşıtlıkları da ortaya koyarak.

Siz ne dersiniz?


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

İki öykü arasında çok temel bir farklılık var bence. "Hişt, hişt" umudu ve coşkuyu, "Çığlık" ise daha karanlık bir duyguyu çağrıştırıyor insana.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Ben de Nurtan Aksakal'a katılıyorum. "Hışt hışt" güneşli havaların, "Çığlık" ise sabaha karşı yağmurlarının öyküsü...


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

cihan dedi ki:
Hışt hışt" güneşli havaların, .... öyküsü...

"Hişt hişt" öyküsünü ne güzel tanımlamışsın. Alkış


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Cihan Başbuğ dedi ki:
"Hışt hışt" güneşli havaların, "Çığlık" ise sabaha karşı yağmurlarının öyküsü...

Ben de bayıldım Cihan'ın tanımlarına.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Fuat Saka'nın yorumu bildiğimiz "Hişt"i sıradan bir şarkı olmaktan çıkarmış, deyim yerindeyse ona ruh katmış. Levent Yüksel'in vokali de kulak okşuyor. Sait Faik'in sözünü ettiği "Hişt", böyle yoldan çıkarıcı bir "Hişt" olsa gerek Smile


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

F. Saka güzel seslendirmiş.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Ezginin Günlüğü'nden dinledim ben. İlk ondan dinlediğim için belki Fuat Saka'nın sesi kalın kalın, çın çın öttü kulağımda. Şarkının sözlerini çok seviyorum.
Eren'e teşükkürler...


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Eren'in yüklediği Fuat Saka yorumunu ancak dinleyebildim. Smile

Elif'in sözünü ettiği Ezginin Günlüğü yorumu da bu:

Şarkının sözleri Hüsnü Arkan'a aitmiş: Kaynak


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

hatırlıyorum da, bu öykü lise ders kitabımızda yer alıyordu ve metin okunduktan sonra, onu sevdiğini söyleyen tek kişi bendim sınıfta Smile burada rastlayınca ona, sevindim. uygun zamanda tekrar okuyup birşeyler yazmak istiyorum, hem "şimdinin" hem de geçmişin hatrına.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Okuduğum ilk Sait Faik öyküsü buydu yanlış hatırlamıyorsam. Çok büyük, çok önemli bir öykücü olduğunu duymuş, okumuştum. Bir öyküyü değerlendirebilecek yaşa ve bilgiye sahip değildim daha. Çok sevmiş, bir o kadar da şaşırmıştım. Bu çok büyük, çok önemli yazardan daha karmaşık, anlaşılması daha zor öyküler beklediğimden olsa gerek, bu kadar yalın ve anlaşılır, bu kadar içten olması şaşırtmıştı beni. Çok sonra anlayacaktım, onu bu kadar büyük ve önemli yapanın tam da bu olduğunu.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

''Yazmasaydım deli olacaktım. '' demiş Sait Faik. O zaman diyorum bizler yazmadığımız için mi bu kadar boğuluyoruz kapılıyoruz hayata. Yazmak fark etmek mi hayatı yoksa fark ediyor olmak mı yazmaya sebep. Çiçeklerin kuşların dilini böylesine bilen bir yazar olmasına sebep yazması mı yoksa dedim kendi kendime. Aklıma melankolik yazarlar geldi ve Sait Faik gibi bir yazarımız olduğu için yeniden şükrettim. Sait Faik'in hatırlattığı yazmak mı hayatı sorgulamaya, ayrıntıları anlamaya sebep; yoksa hayatı anlarken mi yazıyor diye düşünürken aklıma gelen söz: '' Hoş insanlar mı gül yetiştirir, gül yetiştirenler mi hoş olur, bilemiyorum.'' Ronald A. Browne


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

""
"bizler yazmadığımız için mi bu kadar boğuluyoruz kapılıyoruz hayata."
"Yazmak fark etmek mi hayatı yoksa fark ediyor olmak mı yazmaya sebep. "
"yazmak mı hayatı sorgulamaya, ayrıntıları anlamaya sebep; yoksa hayatı anlarken mi yazıyor..."

Düşündürücü sorular.

Burada düşünülecek şu mu acaba;
Amaç ne? "hayatı fark etmek" mi? Bir de bu sözcüğün içini doldurmaya kalktığımızda neler koymamız gerekir içine. En uç duyu organı olmayan bir kör bile sonuçta hayatın farkındadır. Olmasaydı yaşamazdı bir anlamda.

Burada hayatı yazarak fark etmenin önemsendiğini düşünüyorum. hayatı yazarak fark etmek diğer anlamıyla, bana göre yaşadıklarını bir şekilde "iyi kurgulanmış sözcüklere çeviri" çabası içine girmek demek değil midir?


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

maç hayatı fark ederek yaşıyor olmak değil yani S.Faik yazmadan duramıyor bu hal bambaşka. Ama yazmak hayatı fark etmeye sebep olamaz mı ? Hayatı fark etmekten kast ettiğim de yaşadığını fark etmek hali değil herkes nefes alıp veriyor ama televizyon açıldığında insanlar başkalarının hayatını yaşamaya başlıyor ve böylece kendi hayatlarındaki ayrıntılardan kopuyorlar, insani olandan uzaklaşıyorlar. Eve gelir gelmez televizyonu açan boşluklarını bununla dolduran bir insanın S.Faik gibi dülger balığının insana yakın halini sezmesi muhtemel midir? Sait Faik belki de gerçekten hayatı fark eden yaşayan bir insan olduğu için böyle yazabildi ama bizim cihetimizle bakılırsa da yazdığımız her an ayrıntılara odaklanma oranımız artıyor diye düşünüyorum, yahut kendi açımdan böyle.

Ayrıca ''En uç duyu organı olmayan bir kör bile sonuçta hayatın farkındadır. Olmasaydı yaşamazdı bir anlamda. '' demişsiniz. Bence körler yahut hayatta herhangi bir eksiklik veya sıkıntı yaşamış olanlar kimi zaman hayatın ve duyularının çok daha bilincinde oluyorlar. Forum kurallarına göre Sait Faik konusundan çıkmış oluyor muyuz bilemiyorum ama mevzu ondan açıldı.


Re: Sait Faik Abasıyanık - Hişt Hişt!

Edip Cansever'in bir söyleşi sırasında "Sizin şiirinizde öykü var mıdır?" sorusuna yanıtı:

""
Bütün sanatların şiire, şiirin de bütün sanatlara katkısı vardır elbette. Örneğin Oteller Kenti'nin "Sera Oteli" bölümündeki düzyazısal şiirler dikkatle okunduğunda görülecektir ki, dizelerden daha yoğun bir dizeler bireşimi ön plana geçmektedir. Bu böyleyse, bir düzyazı örtüsü, bir düzyazı dokusu şiiri çerçevelemiyor, bunaltmıyor, onun özgür yapısını kısıtlamıyor demektir.

Uzun şiirlerimdeki öykü öğesine gelince, öyküden çok bir "anlatma" söz konusudur burada da. Ayrıca her şiirin önünde sonunda bir anlatma değilse nedir?

Ekleyeyeim: Sait Faik'in "Hişt Hişt" öyküsünde ne kadar şiir varsa, benim şiirlerimde de o kadar öykü vardır.

Diyebilirim ki bütün sanatsal türler, şiirin potasında eriyebildiğince, şiirin doğal gereçleridirler.

Edip Cansever, eserlerinde (yaratma sürecinde) "amaçlama"nın sanatçıyı kısırlaştırdığını düşünür. Yani biçimsel ya da içeriksel akışın sürekli bir devinim halinde ilerlemesi gerektiğine inandığından, yazma evrenini de "Şu şöyledir" yerine "Şu şöyle midir?" üzerine oturtmaya çalışır. Şiirin söz üzerindeki deviniminden hareketle öyküye dönüp bakmak, bunu da Sait Faik'le düşünmek ve şairin kıyaslamasına dikkat çekmek istedim.

Alıntının sonundaki kısmın, yani şiirde öykünün, öyküde şiirin olup olmadığı ise "söz"de birleşip kalan edebiyatın bilinmezliği olarak sürüp gidecek. Taki birileri hiç söylenmeyecek olan son sözü söyleyene kadar.

Alıntı için kaynak: Edip Cansever, Şiiri Şiirle Ölçmek, Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar, YKY, İst 2012, sf 317