UzunHikâye Öykü, inceleme, eleştiri



Sâdık-ı Çûbek - Yahya

15 Tem 2013
Mehmet Sürücü

Modern İran ve Afgan Öyküleri Antolojisi kitabını okuyorum. Sadık Hidayet’in eserlerini de dilimize kazandıran, Mehmet Kanar’ın çevirisi öyküler; Said’i Nefisi, Muhammed Ali Cemalzade, Muhammed-i Hicazi, Sadık Hidayet, Sadık-ı Çübek, Celal Al-i Ahmed, Bozorg-i Alevi, ali Desti, Baba Mukaddem, Ebu’l-Kasım Halet gibi 36 İran, Ali Ahmed Naimi, Rehgozer, Sadıki, gibi 9 Afgan yazardan seçkiler.

Modern doğu edebiyatı okumalarımın eksikliğini bana bir kez daha anımsatan derleme, özenle seçilmiş öykülerden oluşuyor.

Bir kısım öyküler, Binbir Gece Masalları tarzı, yaşamla ilgili doğrudan dersler, saptamalar üzerine kurulu. Bu da beni yadırgattı açıkçası. İyi ile kötünün kolayca belirlendiği, altının çizildiği bir dünya, bir bakış bana çok da gerçekçi gelmiyor. Ama örneğini sunduğum öykü gibi öyküler de var ki aralarında, yaşama sade, gerçekçi, acıtan bir gözle bakabiliyor. Doğrusu Sadık-ı Çübek’in Yahya öyküsünü ilk okuduğumda... Daha fazla bir şeyleri beraber söylesek daha iyi olur belki de.

Bu öyküden sonra aynı yazarın “Kafes” adlı öyküsünü değerlendirmelerinize sunmak istiyorum.

--
Sâdık-ı Çûbek
"Yahya"
Modern İran ve Afgan Öyküleri Antolojisi içinde
Çev.: Mehmet Kanar
YKY
İstanbul
2013
s. 114-115

Kategori:

Re: Sâdık-ı Çûbek - Yahya

"Primus" benim ulaşabildiğim kadarıyla bir ısıtıcı türü. Öykünün final esprisi de burada gizli. O yüzden bir çevirmen notu hakediyor bence.

Öte yandan çocuğun ruh durumunu Almanca öğrenirkenki halimden çok iyi anımsadığım -ve zaman zaman da sokakta dolaşırken şak diye karşıma çıkıverdiği için- çok iyi anlıyorum.

Bu yüzden şöyle diyorum: Kahrolsun Primus! Smile


Re: Sâdık-ı Çûbek - Yahya

Encyclopædia Ironica'nın Sadık Çubek'le ilgili maddesinden anladığım kadarıyla "Yahya", yazarın en bilinen kitabı Kukla Gösterisi'ndeki (1945) 11 kısa öyküden biriymiş. Yine bu madde, toplumun alt tabakasının yaşamından kesitler sunmanın, onları canlı ve gerçekçi/naturalist biçimde betimlemenin Çubek'in edebiyat eserlerinin karakteristik özelliklerinden biri olduğunu söylüyor. Gerçi neden gazete sattığını bilmiyoruz ama Yahya'nın da yoksul olduğunu tahmin ediyorum ben. Yoksul olmasa etraftan geçen insanlara soru sormaya çekinir miydi bu kadar?

Anlamını bilmediğimiz bir sesin ("deyli niyuz") kafamızda kendiliğinden bir şekil alması ve daha sonra bu şeklin yine anlamını anlamından emin olmadığımız başka bir sese dönüşmesi... Herhalde dil öğrenmeye çalışan herkesin başına gelmiştir bu. Sesle şekil arasındaki bu geçişliliği sade ve eğlenceli bir skeçe dönüştürmüş Çubek. Mehmet Sürücü'ye öyküyü paylaştığı için teşekkürler.

Not: Barış'ın çevirmen notu talebine katılıyorum. Her ne kadar olay anlaşılsa da insan acaba "Primus" kelimesi öyküyü daha da komikleştiren bir gönderme olabilir mi diye düşünmeden edemiyor. Wikipedia: Primus Stove